35254

  • Otopark Ücreti Sorunsalı

    Özel Hastaneler Yönetmeliği’nin ilgili düzenlemeleri doğrultusunda Özel Hastaneler ile Vakıf Üniversiteleri Hastaneleri’nin otoparklarından ücret alınmaması gerekmektedir. Aksi yönde tahsil edilen otopark ücretleri için Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru yapılabilecektir.

  • İş Kazasından Asıl İşveren - Alt İşveren Sorumluluğu

         Asıl İşveren ile birlikte Alt İşverenin işçinin, fesih halinde ücret ve tazminat alacaklarından müştereken ve müteselsilen sorumlu olacağı hususu açık şekilde ortaya konulmuştur.
         Fakat gerçekleşen bir iş kazasında ise ortaya çıkacak tazminattan kimin sorumlu olacağı tartışma konusu yapılmıştır. Buna ilişkin olarak da sonuçlar uygulamada ortaya konulmuş ve yerleşik uygulamalara göre iş kazasında doğabilecek tazminattan da Asıl İşveren ile Alt İşverenin birlikte sorumlu olacağı nitelendirilmiştir. 

         Asıl İşveren, alt işveren ile birlikte iş güvenliği önlemlerinin alınmasından müştereken ve müteselsilen sorumludur.
         (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 25.05.2011 Tarih, 2011/21-290 Esas, 2011/361 Karar.)

  • Destekten Yoksun Kalma Davasında 2017 Tarihli Güncel Karar ve Değerlendirmesi

         Nisan 2016 Tarihli torba yasa ile 2918 Sayılı Karayolları Trafik Yasası'nın 92. maddesinde ZMMS kapsamında olmayan haller güncellenerek hak sahibinin kusuru kapsam dışı bırakılmıştır. Bunun üzerine uygulamada Destekten Yoksun Kalma Tazminatı davalarında da desteğin kusurunun tazminata etkili olup olamayacağı son zamanlarda tartışılır konular arasına girmiştir.
         Bu duruma Yargıtay daire kararları ile uygulamada yön göstermek istemiş ve son zamanlarda güncel tarihli kararları ile istikrarlı şekilde desteğin kusurunun tazminata etkisi olmadığını ifade etmiştir. Her ne kadar bu kararlar Mahkemeler tarafından hâlihazırda kafa karışıklığından ötürü genel kabul görmemişse de zamanla uygulamanın oturacağına ilişkin inancımız yerindedir.
         Bu itibarla desteğin kusurunun tazminata etkisi olmadığına yönelik olarak güncel kararların takipçisi olacağız.


         Araç sürücüsünün veya yakınlarının talepleri ise 92. madde kapsamında yer almamakla birlikte, sigortacının sorumluluğu kapsamında kabul edilmiştir.
         Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun ....06.2011 gün ve 2011/...-142 E, 2011/411 K sayılı ilamında, mali sorumluluk sigortası ile sigortalı araç sürücüsünün mirasçılarının açtığı destekten yoksun kalma tazminatı davasında da, Kanunun kapsam dışılığı düzenleyen 92. maddesinde, araç şoförünün desteğinden yoksun kalanların isteyebileceği tazminatların kapsam dışı olduğuna dair bir düzenlemeye yer verilmediği ve sürücünün desteğinden yoksun kalanların üçüncü kişi olduğu kabul edilerek zorunlu mali sorumluluk sigortacısından tazminat talep edebilecekleri kabul edilmiştir.
         Destekten yoksun kalma tazminatı, BK.'nun 45/II maddesinde düzenlenmiş olup; "Ölüm neticesi olarak diğer kimseler müteveffanın yardımından mahrum kaldıkları takdirde onların bu zararını da tazmin etmek lazım gelir." şeklinde hükme bağlanmıştır.
         Görülmektedir ki, destekten yoksun kalma tazminatının konusu, desteğin yitirilmesi nedeniyle yoksun kalınan zarardır. Buradaki amaç, destekten yoksun kalanların desteğin ölümünden önceki yaşamlarındaki sosyal ve ekonomik durumlarının korunmasıdır. Olaydan sonraki dönemde de, destek olmasa bile, onun zamanındaki gibi aynı şekilde yaşayabilmesi için muhtaç olduğu paranın ödettirilmesidir.
         Şu hale göre; araç sürücüsü murisin, ister kendi kusuru ister bir başkasının kusuru ile olsun salt ölmüş olması, destekten yoksun kalanlar üzerinde doğrudan zarar doğurup; bu zarar gerek Kanun gerek poliçe kapsamıyla teminat dışı bırakılmamış olmakla, davacıların hakkına, desteklerinin kusurunun olması etkili bir unsur olarak kabul edilemez ve destekten yoksunluk zararından kaynaklanan hakkın sigortacıdan talep edilmesi olanaklıdır.
         Davacıların üçüncü kişi konumunda oldukları hakem heyetinin kabulünde olup, araç sürücüsünün yakınlarının uğradıkları destek zararlarının trafik sigortacısının sorumluluğu kapsamı dışında kaldığına ilişkin Kanunda ve buna bağlı olarak poliçede açık bir düzenleme bulunmadığı da, uyuşmazlık konusu değildir.
         Davacıların uğradıkları zarara bağlı olarak talep ettikleri hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olmayıp, bilimsel ve yargısal içtihatlarda kabul edildiği üzere destekten yoksun kalanın şahsında doğrudan doğruya doğan, asli ve bağımsız bir talep hakkıdır.
    Davacıların ölenin salt mirasçısı sıfatıyla değil, destekten yoksun kalan üçüncü kişi sıfatıyla dava açtıklarına, ölüm nedeniyle doğrudan davacılar üzerinde doğan destekten yoksunluk zararının oluşumundaki kusurun davacılara yansıtılamayacağına, dolayısıyla araç sürücüsünün veya işletenin tam kusurlu olmaları halinde, desteğinden yoksun kalan davacıları etkilemeyeceğine, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’na göre, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı davalı ... şirketi, işletenin üçüncü kişilere verdiği zararları teminat altına aldığına ve olayda işleten veya sürücü tam kusurlu olsalar bile, destekten yoksun kalan davacılar da zarar gören üçüncü kişi konumunda bulunduğundan, davalı ... şirketinin sorumlu olacağına karar vermek gerekir. (HGK'nun ........2011 gün ve 2011/...-142 esas-411 karar, HGK'nun ........2012 gün 2011/...-787 esas 2012/92 karar, HGK'nun ........2013 gün ve 2013/...-1791 esas 2013/74 karar sayılı ilamları uyarınca)

    (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 23.03.2017 Tarih, 2014/20799 Esas, 2017/3097 Karar.)

  • Kartel Faizi Konusunda Tazminat Hakkı

                Güncel hukuki gelişmeler kapsamında gelinen süreçte Türkiye nezdinde içlerinde Kamu Bankalarının da bulunduğu 12 Bankanın kendi aralarında anlaşmak suretiyle Kartel oluşturarak faiz oranlarında 0,15 puana varan değişiklik yaptığı tespit edilmiştir.
                Rekabet Kurumu tarafından Bankalar nezdinde yapılan incelemeler neticesinde 21.08.2007 ve 22.09.2011 Tarihleri arasında kartel oluşturarak faiz oranları suni olarak artırdıklarından dolayı İdari Para Cezası uygulanması cihetine gidilmiştir. Bu cezaya karşı Bankalar tarafından İdare Mahkemesi’ne yapılan başvurular reddedildikten sonra gerekli temyiz incelemesi neticesinde de Danıştay tarafından mezkûr İdari Para Cezaları kesinleşmiştir. Dolayısıyla bu minvalde işbu 12 adet Bankanın haksız rekabet kapsamında kendi aralarından kartel oluşturarak faiz oranlarında değişiklik yaparak kişilerin zararına sebebiyet verdiği kesinleşmiştir.
              4054 Sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Yasa’nın 58. Maddesi uyarınca anlaşma yapmak suretiyle rekabet ortamının kötüye kullanılması neticesinde zarar görenlerin, gördükleri zararın 3 katına kadar tazminat talep edebilecekleri amirdir.
                  Bu anlatılan hususlar doğrultusunda yapılacak iş, bahse konu 12 Bankadan 21.08.2007 ve 22.09.2011 Tarihleri arasında kredi yahut kredi kartı kullanmak suretiyle zarar görenlerin Tüketici Mahkemeleri veya Ticaret Mahkemeleri nezdinde haklarını aramaları olup, yargılamalar neticesinde faiz değişikliğinden gördüğü zararın 3 katı oranında tazminat elde edebilmesi mümkündür.

    Bu Bankalar

    1. Akbank T.A.Ş.

    2. Denizbank A.Ş.

    3. Finans Bank A.Ş.

    4. HSBC Bank A.Ş.

    5. ING Bank A.Ş.

    6. Türk Ekonomi Bankası A.Ş.

    7. Türkiye Garanti Bankası A.Ş.

    8. Türkiye Halk Bankası A.Ş.

    9. Türkiye İş Bankası A.Ş.

    10. Türkiye Vakıflar Bankası T.A.O.

    11. Yapı ve Kredi Bankası A.Ş.

    12. T.C. Ziraat Bankası A.Ş.


     

  • Elektrik Enerjisinden Alınan Kayıp/Kaçak Bedellerin Abonelere Yansıtılması Hususu

         Günümüzde gelişen hukuki süreçte Yargıtay, Elektrik Dağıtım Şirketlerinin abonelerinden “Kayıp-Kaçak Bedeli”, “İletim Bedeli”, “Dağıtım Bedeli”, Perakende Satış Hizmeti Bedeli” ile “Sayaç Okuma Bedeli” adları altındaki tahsil ettiği bedellere DUR demiştir.
         Son yıllarda değişiklik gösteren Yargıtay Daireleri kararlarından sonra Yargıtay Hukuk Genel Kurulu konu hakkındaki net kararını vermiş olup yukarıda bahsedilen tutarların elektrik faturalarına dâhil edilemeyeceğini ve bunun abonelere yansıtılamayacağını belirtmiştir.
         Elektrik Dağıtım Şirketleri her ne kadar tahsil edilen tutarların EPDK tebliğleri uyarınca gerekliliğini öne sürse de; Yargıtay abonelerin önünü açacak şekilde Anayasal hüküm gereği vergi ve diğer mali yükümlülüklerin kanunla konulacağını ve tüketiciler aleyhine ağırlaştırıcı düzenleme getirilemeyeceğini bildirmiştir.
         Kaçak – Kayıp elektrik ortalama Dünya değerleri % 4 - % 7 civarında iken ülkemizdeki kayıp oranı ise % 7 - % 8 civarındadır. Bu anlamda Türkiye’deki kayıp oranı Dünya ortalamalarından uzak değildir. Ülkemizde kayıp kaçak bedellerinin % 10 ile % 14 oranları arasında kaçak elektrik kullanmayan tüketicilere yansıtılması söz konusu olmaktadır.
        Kaçak elektrik kullanan kişilerin kullandığı elektriğin bedelini kaçak elektrik kullanmayan abonelere yansıtmak kişilerin vatandaşlık bilincini yaralamaktadır. Zira bu durum kaçak keyfini süren kişinin maliyetini karşılamak üzere kaçak elektrik kullanmayan abonelerin cezalandırılması anlamına gelmektedir.
         Belirttiğimiz nedenlerle Yargıtay haklı olarak abonelerin yüreğine ferahlık vererek bu noktada son noktayı koymuş bulunmaktadır. Bundan sonra izlenecek yol ellerinde faturaları bulunmayan aboneler için Elektrik Dağıtım Şirketi’ne son 10 yıllık süreçte kesilen bedellerin bildirilmesi yönünde başvuru yapmak; Gelen cevaptaki bedellere göre tüketiciler için Tüketici Hakları Hakem Heyeti veya Tüketici Mahkemesi’ne başvuru yapmak; şirketsel bazdaki aboneler için ise Ticaret Mahkemesi’ne dava açmak şeklinde gerçekleşecektir.
        Elektrik enerjisinden alınan Kayıp – Kaçak Bedeli konusu hukuki zeminde gelişmesini bu doğrultuda sürdürmüş olup uygulamada da Yerel Mahkemelerin kamu vicdanını tatmin eder nitelikte aboneler lehine kararlara imza attıkları görülmektedir. Tüketicilerin haklarını zayi etmemek düşüncesiyle yapacakları başvurular neticesinde hukuki gelişimin süreceği de kaçınılmazdır.
                                                                                                                                                                                                Av. Kıvanç ATAKUL

  • Yıllık İzin Ücreti Ancak İş Akdinin Sonlanmasıyla Doğacaktır

              İşçinin yasal olarak kendisine tanınan haklarından bir tanesi de yıllık izin hakkıdır. Yıllık izin, belirli bir kıdeme gelmiş işçinin Anayasamızca garanti altına alınmış dinlenme hakkının 4857 Sayılı İş Yasamıza yansımış halidir. İşçi her ne kadar yıllık izin hakkına sahip olsa da bunu kullanması kendisine tanınmış bir haktır. Her ne kadar Anayasamız işçinin dinlenmesini öngörmüşse de uygulamada işçiler yıllı izni kullanmaksızın devam eden döneme aktarabilmektedirler.
              Burada ortaya çıkan olgu yıllık iznin ücret alacağına ne zaman dönüşeceğidir. Yasal düzenlemelerimiz uyarınca Yıllık İznin ücrete döndüğü an haklı ve haksız fesih olması ayırt edilmeksizin iş akdinin sonlandırıldığı zamandır. Yasal düzenleme uygulamada da bu konuda istikrâr kazanmıştır. Yargıtay Yıllık İznin ücrete dönüşmesini yalnızca iş akdinin sonlanmasına bağlamaktadır.

     
    Yıllık ücretli izin hakkının işçi tarafından istenmemesi veya işverence kullandırılmaması bunun alacağa dönüşmesine neden olmayacağı gibi, dinlenme hakkından vazgeçilerek ücretinin istenmesi olanağı da bulunmamaktadır. Zira iş Kanunu'nun 54. maddesinde sadece yıllık ücretli iznini kullanan işçiye izin dönemine ilişkin ücreti izne başlamadan önce peşin olarak ödenmesi veya avans verilmesi öngörülmüştür. Öte yandan yıllık ücretli izin hakkı, hizmet akdinin işçi veya işveren tarafından feshi veya işçinin ölümü ile izin ücretine dönüşmektedir. İşçinin hizmet akdi devam ederken kullanamadığı yıllık izinlerinin ücretini dava yoluyla alamaması karşısında, muaccel olmayan bir alacak için zamanaşımı süresinin başlamasından da söz edilemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 05.07.2000 Tarih, 2000/9-1079 Esas, 2000/1103 Karar.)

  • Değer Kaybının Sigorta Şirketince Karşılanması

              Trafik kazalarında meydana gelen durumlardan bir tanesi de eskiye nazaran araçta ortaya çıkan değer kaybıdır. Yargıtay’ın bu konudaki güncel içtihatlarında bu değer kaybının da maddi zarar kalemi içerisinde yer aldığı ve kusurlu aracın ZMMS’si tarafından bu maddi zararın da poliçe limiti dâhilinde karşılanması gerektiği ortaya konulmuştur.
    ZMSS şirketi, sigortalının kusuru oranında, azami poliçe limiti ile sınırlı sorumlu olmak üzere, gerçek zarardan sorumludur. Gerçek zarar kapsamında trafik kazası sonucu oluşan değer kaybı da bulunmaktadır. Dolayısıyla davalı ZMSS şirketi, değer kaybı zararından da poliçe limitiyle sorumludur. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 12.06.2014 Tarih, 2014/10275 Esas, 2014/9522 Karar.)
     

     

  • İlâm Kalemleri İçin Ayrı Ayrı Takip Yapılması Hakkın Kötüye Kullanılması Teşkil Eder

              Bir mahkeme ilâmının içerisinde hükmedilen ayrı ayrı alacak kalemlerinin olabilmesi mümkündür. Bu durumlarda güncel kararlar uyarınca her biri için ayrı takip yapılması durumunda borçlu konumunda bulunan taraf için mağdur edici birden çok masraf ortaya çıkacağı için ayrı yasal takip yapılması hakkın kötüye kullanılması teşkil etmektedir.
    Hakkın kötüye kullanılmasını; hukuken var olan bir hakkın sınırlarını aşarak ya da o hakkı gerekçe göstererek hukuka aykırı eylemler yapma durumu olarak veya bir hakkın, yasaların tanıdığı yetkilerin sınırları içinde olmakla birlikle, amacından saptırarak kullanılması olarak da açıklayabiliriz. Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesine göre herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz. Yani bir hak sahibi hakkını kullanırken ve borçlu borcunu öderken objektif iyi niyet kurallarına uymak, dürüst davranmak, başkalarını zarara uğratmamak zorundadır. Hak sahibi başkasına zarar vermek amacını taşımasa bile hareketi açıkça iyi niyet kurallarına aykırı ise ve başkasını zarara uğratıyorsa veya hak sahibine sağladığı yarar ile başkasına verdiği zarar arasında aşırı dengesizlik varsa bu durumu hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirebiliriz. Anayasa başta olmak üzere, Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Türk Medeni Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hak sahibinin hakkını kullanırken objektif iyi niyet kuralları içinde hareket etmesini emretmiş aksi davranışın hukuk düzeni tarafından korunamayacağını belirtmiştir. Kötü niyetli olmasa da alacaklı tarafından yasadaki boşluktan yararlanılarak bir ilamdaki haklar için ayrı ayrı takip başlatılarak sebepsiz zenginleşmeye neden olacak şekilde fazladan avukatlık ücreti talep edilmesi hakkın kötüye kullanılmasıdır ve hukuk düzeni tarafından korunamaz. İlam bir bütün olmasına rağmen yasal ve geçerli bir neden olmaksızın alacaklının ayrı ayrı takip başlatması yasalarda belirtilen dürüstlük kuralına uymayacağından mahkemece şikayetçinin iddiaları yukarıdaki ilkeler doğrultusunda değerlendirilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve yazılı gerekçeyle sonuca gidilmesi isabetsizdir. (Yargıtay 8. Hukuk Dairesi, 23.09.2014 Tarih, 2014/14969 Esas, 2014/16701 Karar.)

     

     

     

  • Destekten Yoksun Kalma Tazminatı İsteminde Desteğin Kusuru Sonuca Etkili Değildir

              Destekten yoksun kalma tazminatı, müteveffadan sağlığı durumunda gerçek destek görerek vefatı halinde bu desteği kaybedeceklerinden dolayı istem konusu yapılan bir tazminattır. Bu tazminatın isteminde müteveffanın mirasçısı olmak etkili olmayıp müteveffadan gerçekten destek görme durumunun bulunması aranmaktadır. Bu kapsamda da Yargıtay'ın güncel içtihatlarında da belirtildiği üzere mirasçılığa bağlı bir hak olmadığı için de desteğin meydana gelen olayda kusurunun bulunması tazminatın takdirinde sonuca etkili olmamalıdır.
    Destekten yoksun kalma tazminatına dayanak teşkil eden hak, salt miras yoluyla geçen bir hak olsa idi doğrudan işleten üzerinde doğup ondan mirasçılarına intikal edeceğinden, bu yöndeki savunmalar ölenin desteğinden yoksun kalanlara karşı ileri sürülebilecekti. Oysa yukarıda da açıklandığı üzere, destekten yoksun kalma tazminatına konu davacıların zararı, desteklerinin ölümü nedeniyle destekten yoksun kalan sıfatıyla doğrudan kendileri üzerinde doğan zarardır. Bu zarardan doğan hak desteğe ait olmadığına göre, onun kusurunun bu hakka etkili olması da düşünülemez. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 24.02.2014 Tarih, 2013/2858 Esas, 2014/2414 Karar.)